5 Ekim 2012 Cuma

İstediğin Şeyi Elde Ettiğinde Hikaye Mutlu Sonla Bitmiyor, Bir Bakıyorsun Artık Yeni Bir Şey İstiyorsun...

Sakız. Siz çiğnerken iyidir de yanınızdaki kişi cak cak sakız çiğneyip bir de balon yapıp yapıp patlatıyorsa fazlasıyla gıcık bir şeydir. Bunları üç yanım cak cak sakız çiğneyen teyzelerle çevriliyken yazıyorum.

Bazen tek bir kelime hayatınızın içine edebilir. Bir anda ruhunuzu bedeninizden ayırıp uzak anılar diyarına gönderebilir. Bugün beni alıp aylar öncesine, sonra bugünkü gerçeğime vurduğu gibi.

İçime bir hüzün, göğsüme ağrı saplayan şey aslında benim için önemsiz olmalıydı. Yani teoride. Ama gel gelelim işler gerçek hayatta böyle yürümüyor. Neyse konumuz ben değilim, acımın nedeni hiç değil. Konumuz mutlu olmak için çok şey istiyor olmamız.

İyi bir okul, kurslar, eğitimler... Tüm bunlar ne için?? Tabii ki güzel bir iş için. Peki, güzel bir iş ne için?? Güzel bir maaş için. Güzel bir maaş?? İstediğimiz şeyleri alabilmek, daha iyi bir evde oturmak, seyahat etmek, belki Eiffel'i belki Özgürlük Heykeli'ni görmek için. Belki de araba almak. Ne dersiniz??

Peki, tüm bunların mutluluk satın alma gücü var mı?? Varsa sarın bana da oradan iki kilo. Ya da ölçüsü her ne ise işte.


Sakız diyerek başlamıştım yazmaya. Sakız çiğneyen teyzeler. Bu yazının ilham kaynakları.

İçime nedensiz hüzün çöktüren şeyi öğreneli henüz iki dakika bile olmamıştı otobüse bineli. İstanbul'un iki yakası arasında çalışan çift katlı otobüsleri bilirsiniz. Adeta birer şehirler arası otobüstür onlar. Binersiniz ve İstanbul trafiği bir türlü el vermez inmenize.

Otobüse binip yukarı çıktım. Tam bir cam kenarcıyım. Özellikle sağ taraf cam kenarı. Ve çift katlı otobüslerin en ön koltuklarını severim.

En ön sağ taraf bir teyze tarafından kapılmıştı. Çaresiz sol tarafa oturdum. Ama öndü sonuçta. İstediğimi bir nebze de olsa almıştım. Yanıma kimsenin oturmamasını umarak.

Ama oturdu. Bir teyze yanıma, onun arkadaşı ikisi de arkama. Hemen hemen her sokak köşesinde çiçek satan teyzelerdendi. Sanki onlar hep çiçek satıyor gibi gelir ya, belki de evlerine gidişlerine eşlik etmek garipti.

Derken teyzeler sakız çiğnemeye başladılar. Tahmin ettiğiniz cak cak sakız sesini alın, 10'la ya da en iyisi 20 ile çarpın, işte o kadar sesli çiğniyorlardı. Normalde sinir olacağım bu sesi umursamıyordum.

Derken düşünmeye başladım. Sahi, insanlar ne kadar az şeyle mutlu oluyorlar öyle.

Sonra dün Twitter'da yazdığım şey aklıma geldi; 'mutluluk bir çift Christian Louboutin ayakkabıda saklı olmalı' demiştim. Şimdiyse düşünüyorum; 23 yıllık hayatımda neler istemedim ki beni mutlu edeceğine inandığım, sahip olduğumdaysa sıradanlaşan. Çocukken Barbie istemiştim. Sonra Barbie'me elbise. Sonra prenses elbiseli Barbie. Yetmiyordu işte bir tanesi.

Biraz büyüdüm okul gezisine gitmek istedim. Sözde çok mutlu olup bir daha asla bir şey istemeyecektim. Gerçekten!!

Olmadı. Bu mutluluklar da kısa sürdü. Cep telefonu, yeni bir cep telefonu, bilgisayar, daha iyi bir bilgisayar, iPad... Hayır, bunlar da işe yaramadı.

Yurt dışı dedim. 'Dünyanın İstanbul'dan, Türkiye'den ibaret olmadığını görmeliyim' dedim. Gittim. Mutluydum, hem de çok. Peki şimdi?? Hepsi uzak birer anı. Elde kalan tek şeyse şebeklik yaparak objektife baktığım fotoğraflar.

Peki ya aşk?? 'O olsa mutlu olurum' dersin, olursa mutlu olur bir süre sonra mutluluğa alışırsın. Olmazsa ölmezsin. Aşkın öldürmediğini görürsün.

Demem o ki aslında hiçbir şeyle sonsuza dek mutlu olmazsın. İstediğin şeyi elde ettiğin an isteyecek başka bir şey bulursun.

O halde neden mutlu olmak için bu kadar şey istemek ve mutsuzluğu bir şeyin olmaması gibi bir ihtimalin ellerine bırakmak??

Yanımdaki teyzelerin sakız cak cakları arasında bunları düşünüyorum. Ne kadar az şeye sahip olduklarını. Ve bu kadar az şeyle nasıl beni mutsuzluğumdan utandırırcasına kahkaha atabildiklerini.

'Haline şükretmek' diyorlar adına ya, belki de hayatlarını basit şeyler üzerine kuranlar hallerine şükrediyorlardır, bu kadar çok şeyi olup da mutsuz olan bizleri gördükçe.

Yolum neredeyse bitti cak cak sesleri bitmedi. Yanımdaki teyze bilmiyor ama otobüse binerken ekşimik gibi olan suratımı güldüren o. Ve belki de o sakız sesleri...


Günün sözü:


Yaşamında büyük bir değişiklik yapmak oldukça korkutucu. Ama daha korkutucu şey ne biliyor musun? Pişmanlık!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder